Kimse sorumluluğu doğaya yükleyerek kendini aklamasın
Meteoroloji Mühendisleri Odası, İstanbul’daki sel felaketinin kaynağını doğaya bağlamanın yanlış olduğunu belirterek, kentleşme ve mevzuat eksikliklerinin altında yatan nedenlere dikkat çekti.
Yapi'nin haberine göre, TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası İstanbul'da yaşanan sel felaketine ilişkin bir açıklama yaptı. Kurum, felaketlerin nedeni olarak doğa değil, rant odaklı kentleşme ve uygulanmayan mevzuatları gösterdi ve kentlerin bu tür olaylara karşı dirençli biçimde planlanması gerektiğini vurguladı.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi: Basın ve yayın organlarında sıkça dile getirilen 'son 84 yılın en şiddetli yağışı' veya 'üç ayda yağması gereken yağış bir günde yağdı' gibi ifadeler bilimsel değildir. Bu tür söylemler, gerçeği gizlemeye ve sorumluluğu doğaya yüklemeye yönelik açıklamalardır. İstanbul'da geçmiş yıllarda da yüksek yağış değerlerinin kaydedildiğini belirten odanın değerlendirmesi, bu yağışların meteorolojik olarak beklenebilir olduğu yönündedir. Bu değerlere bakıldığında kentlerin bu şekilde imar edilmesini sağlayan anlayışların afetin kendisini oluşturduğu öne sürülmektedir.
Yaşanan her olayın iklim değişimine bağlanmasının yanıltıcı olduğu ifade edildi. Kentleri yanlış imar çalışmaları ile bu hale getirenlerin bugün iklim değişimine dirençli kentler söylemiyle gündemi değiştirmeye çalıştığına dikkat çekildi. COP31 toplantısının Antalya'da Kasım ayında yapılacağı hatırlatılarak, sorunların toplantıları organize eden mekanizmaların kendisinde olduğu savunuldu ve olağan doğa olaylarının nasıl felakete dönüştürüldüğünün bazı toplantılarda aklandığı iddia edildi.
Eski yapıların sel suları altında kalmasının yağış değişimine bağlanamayacağı, asıl nedenin bu bölgelerdeki yeni ve bilimsel temelden yoksun yapılaşmaların suyun doğal akışını bozması olduğu ifade edildi. Yeni yapıların mevcut dere yapılarını olumsuz etkilediği ve suyun akış yönünü değiştirdiği, böylece bazı alanların sular altında kalmasına yol açtığı belirtildi. Ayrıca dere ıslahı ve kent içi projelerle ilgili nedenler eleştirilerek, bilimsel olmayan çözümlerin maliyet ve tekelci projeler üretmesinin, doğayı daha da baskı altına aldığı ifade edildi.
Kurum, doğayı beton duvarlarla terbiye etmeye çalışmanın felaketleri büyütüğünü belirterek, derelerin ıslah adı altında yapılan çalışmalara karşı eleştirel duruşunu sürdürdü. Olası çözümlerin ilk hedefinin dereleri serbest bırakarak doğal akışını korumak olduğu, kentlerin meteorolojik veriler, jeolojik koşullar, toprak özellikleri ve topografik yapı dikkate alınarak planlanması gerektiği vurgulandı. 1943 yılında yapılması gereken uyarıların ve Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunu’nun uygulanmasının gerekliliğine dikkat çekildi.
Kısaca özetlemek gerekirse, dereleri zorla terbiye etmek yerine onları serbest bırakarak doğal akışına izin verilmesi gerektiği ifade edildi. Bilimsel verilerin ve hukukun rehberliğinde kamucu bir planlama anlayışının hayata geçirildiği takdirde kentler daha güvenli hale gelebilir.
TürkAta Haber Ajansı